Bu Blogda Ara

3 Haziran 2017 Cumartesi

ÜLKÜCÜ ŞEHİT ALİ KOÇ

ÜLKÜCÜ ŞEHİT ALİ KOÇ

ŞEHİT OLDUĞU TARİH: 03 HAZİRAN 1980
ŞEHİT EDİLDİĞİ YER: KAYSERİ
DOĞDUĞU YER: KAYSERİ
MESLEĞİ: ÖĞRENCİ
18 yaşındaydı. Ailece Plevne(Mevlana) Mahallesinde ikamet ediyordu. Endüstri Meslek lisesin öğrenciydi. Plevne Mahallesi Ülkü Yolu Derneği başkanıydı.

OLAY GÜNÜ: 

2 Haziran 1980 Salı günü yanında Feyzullah Pekaslan isimli arkadaşıyla geziniyordu. Önlerine 3 devrimci solcu-komünist militan çıktı. Önce sözlü sataşmada bulundular. Arkasından silahlarını ateşlediler. Ülküdaşımız Ali’ye 3 kuşun isabet etti. Ağır yaralanan Ali’yi tesadüfen oradan geçmekte olan bir polis hastaneye kaldırıldı. Hastanede bütün müdahalelere rağmen kurtarılamayarak 3 Haziran’ın ilk saatlerinde şehit oldu. Babası oğlunu acısına dayanamayarak 27 gün sonra vefat etti. Annesi ise acısından felç oldu.

ÜLKÜDAŞIMIZA ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM
ÖNEMLİ NOT: ŞEHİTLERİMİZLE İLGİLİ ELİNDE BİLGİ, RESİM OLAN VARSA YA DA DÜZELTİLMESİ GEREKEN BİRŞEY VARSA LÜTFEN BANA ÖZEL MESAJDAN YAZSIN. TEŞEKKÜRLER.

.
.


ÜLKÜCÜ ŞEHİT NURETTİN ASLAN

ÜLKÜCÜ ŞEHİT NURETTİN ASLAN

ŞEHİT OLDUĞU TARİH: 03 HAZİRAN 1980
ŞEHİT EDİLDİĞİ YER: SAMSUN-BAFRA
DOĞDUĞU YER: SAMSUN-BAFRA
Bafra’da siyasi gerginlik tırmanırken Ülkücü Gençlik Derneğine bir fare dadanmıştı. Dernek içindeki faaliyetler günü gününe ve isim isim Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezine bildiriliyordu. Alparslan Alparslan isimli meçhul kişi Başbuğ Türkeş'e güya mektup yazıyordu. Asıl amacı mektup yazmak değildi. Aslında ihtilalin kanla olgunlaşmasını bekleyen omzu kabarıkların talimatını uyguluyordu. Milliyetçi Hareket Partisini Devleti yıkmak isteyen suç örgütü gibi gösterme gayretinden başka bir şey değildi. Milliyetçi Hareket Partisinde yapılan aramalarda tesadüfe bakın ki bu mektuplar bulundu. Sonunda Bafra davası Milliyetçi Hareket Partisi davasıyla birleştirildi. Ancak mektubun içindeki kurmaca ve düzmece ifadelerin dayanağı olmadığı için şimdi Samsun’da Askeri bir okulda öğretmenlik yapan bu hainin hevesi kursağında kaldı.
24 Ocak 1980 gecesi Tokat Adli emanet deposu basıldı ve değişik çapta 81 adet silah çalındı. Hayali suçlu arayan polis ihaleyi Bafralı ülkücülere yıktı. Hüseyin Kurumahmutoğlu, Muhittin Öner, Mustafa Kanbur ve Mustafa Atış’a bu rol biçildi. Ancak ihtilalden sonra Bafra’da ele geçirilen silahlar arasında Tokat Adli emanetinden çalınan silahların izine rastlanmadı. Güya silahların peşine düşen komiser demeye bin şahit isteyen ihtilalin emir erleri baş komiser Zeki Kaman ve isminden de anlaşılacağı üzere Dürüst Oktay infaz timi Mustafa Atış ve Mustafa Kanburu yeryüzünde daha hiç denenmemiş işkencelerden geçirdiler. Bu yiğit ülkücüler işkencelerden birkaç saatliğine kurtulmak için hayali yerler gösterdiler. Amaçları biraz soluklanmaktı. Gösterdikleri yerlerde Bekolar akşama kadar kazı yaptılar, sonra “pardon yanlış hatırlamışız” dediler. Tekrar Emniyet Müdürlüğüne, tekrar işkenceye, “Efendim şimdi hatırladık, aklımız başımıza geldi, silahları falan yâre gömdük” dediler. Sonuç yine yok bu böyle günlerce devam etti. Sonunda Dürüst Oktay, Zeki Kaman ve ekibi pes etti. Mustafa Atış, Mustafa Kanbur’u Samsun Askeri cezaevine naklettiler. Orada da işkenceye devam ettiler.
Nurettin Aslan namazında niyazında hiçbir şeyden habersizdi. Samsun Emniyet müdürlüğünde ağır işkence görmüştü. Elektrik verilen vücudu kurumaya başladı. Kesinlikle su içmemesi gerekiyordu. Bekçi nezaretin kapısını açık bırakınca olanlar oldu. İçi yanan Nurettin tuvalet musluğundan kana kana su içti; ciğerleri kavruldu. Öylesine mert bir ülkücüydü ki, hiçbir suçlamayı kabul etmedi ve kimsenin ismini de vermedi. Birkaç gün sonra o da arkadaşları gibi Samsun Askeri cezaevine gönderildi. Koğuşta rahatsızlandı. Dürüst Oktay ve Zeki Kaman ekibinin işkenceleri ciğerlerini bitirmişti. Ülküdaşları defalarca yönetime bildirmesine rağmen hastaneye kaldırmadılar. Son günlerini koğuştaki ranzasında arkadaşları arasında koma halinde geçirdi. Nurettin’in son isteği “muz” oldu. Kış gününde Samsun’da muzu nereden bulacaksınız? Ancak Nurettin isytiordu. Arkadaşları aralarında bugünün parasıyla 50 lira topladılar ve bir askere rüşvet verdiler. Asker muzu getirdi. Ancak Nurettin yiyemedi. Birkaç saat sonra “sütlaç” istedi. Bu sefer arkadaşları askere 100 lira para verdiler, asker poşete sardığı sütlacı koğuşa getirdi. Onu da yemedi. Arkadaşları havalandırmaya çıkmıştı, onu bu durumda yalnız bırakmayan henüz daha çocuk sayılacak 22 yaşındaki Mustafa Kanbur yanında kalmıştı. Nurettin’in ağzından köpükler gelmeye başladı. Mustafa ne yapacağını şaşırdı. Başucunda buğulu gözlerle Kelime-i Şehadet getirmeye başladı. Sonra korkuyla kapıları tekmeledi. O gün ihtilalin tetikçileri tekmelere, yardım çağrılarına kulaklarını tıkamıştı. Nurettin, Mustafa’nın kucağında şehit oldu. Bir süre sonra koğuşa giren nöbetçi subay Mustafa’ya, “Ne bağırıyorsun lan” diye azarladı ve peşinden tekme tokat atmaya başladı. Mustafa çıldırmıştı, habire avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Nurettin’i bir battaniye ye sardılar apar topar hastaneye kaldırmak istediler. Önce dışarı çıkarttılar sonra tekrar içeri getirdiler. Cezaevi yönetimi koğuşa doluştu. Tutanak tuttular. “Hasta tutuklu hastaneye kaldırılırken yolda öldü” dediler. Oysa Ülküdaşları yönetime defalarca söylemelerine rağmen hastaneye kaldırmamışlar ve ihmalden ölmüştü. Şimdi yol kenarında, Barış köyü mezarlığında ülkücülerin dualarını bekleyerek öylece yatıyor. Onun dünyaya gelişi diğer insanlar gibiydi, ama bu dünyadan gidişi onlar gibi değildi. Devletini, milletini yaşatmak için kendi geleceğini karartmıştı. Onlar isimleri anıldıkça ruhları bayraklaşan cesur yürekli yiğitlerdi.
Ülkücülük çetin bir yoldur, yürümek için bacakların kudretinden önce sevdiğine sonsuz bir inançla bağlanacak zengin ruhlara, çekilen her cefayı, sefa gibi karşılayacak yüreklere ihtiyaç vardır
Not: Yusufiye Vakfı alıntıdır.
ÜLKÜDAŞIMIZA ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM

ÖNEMLİ NOT: ŞEHİTLERİMİZLE İLGİLİ ELİNDE BİLGİ, RESİM OLAN VARSA YA DA DÜZELTİLMESİ GEREKEN BİRŞEY VARSA LÜTFEN BANA ÖZEL MESAJDAN YAZSIN. TEŞEKKÜRLER.

ÜLKÜCÜ ŞEHİT AHMET METİN İZER

ÜLKÜCÜ ŞEHİT AHMET METİN İZER

ŞEHİT OLDUĞU TARİH: 03 HAZİRAN 1980
ŞEHİT EDİLDİĞİ YER: İSTANBUL
DOĞDUĞU YER:
MESLEĞİ: SENDİKACI
44 yaşındaydı. İstanbul Bakırköy’de ikamet ediyordu. Evli ve 2 kız çocuğu vardı. MİSK’e bağlı Türk Petrol ve Kimya Sanayi İşçileri Sendikası’nın İcra Kurulu üyeliği ve teşkilatlandırma Genel sekreteriydi. Daha önceden de tehdit edilmişti. Bunun üzerine ruhsatlı silah almak için müracaat etmiş, yetkililer sana gerekmez diyerek isteğini reddetmişti.

OLAY GÜNÜ: 

Sabah evinden işe çıkmak için çıktı. Yanına motosikletli 2 devrimci solcu-komünist militan yaklaşarak, ülküdaşımızı kurşunlayarak şehit ettiler.

ÜLKÜDAŞIMIZA ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM

ÖNEMLİ NOT: ŞEHİTLERİMİZLE İLGİLİ ELİNDE BİLGİ, RESİM OLAN VARSA YA DA DÜZELTİLMESİ GEREKEN BİRŞEY VARSA LÜTFEN BANA ÖZEL MESAJDAN YAZSIN. TEŞEKKÜRLER.



ÜLKÜCÜ ŞEHİT YUSUF KAYA

ÜLKÜCÜ ŞEHİT YUSUF KAYA

ŞEHİT OLDUĞU TARİH: 03 HAZİRAN 1980
ŞEHİT EDİLDİĞİ YER: ALMANYA
DOĞDUĞU YER:IĞDIR
MESLEĞİ: ÖĞRENCİ

Not: buradaki bilgiler, Mehmet Kavalcı vasıtasıyla Recep Küçükizsiz'in yazısından tarafıma aktarılmıştır.
17 yaşındaydı. Liseyi takdirname alarak bitirdikten sonra vatanına ve milletine olan hizmet aşkı, şanlı tarihe olan sevgisi sebebiyle subay olmak istemişti. Bunun için de harp okulu imtihanlarına girmiş, binlerce aday arasından sıyrılarak, okulu kazanan sayılı kişilerden biri olmayı başarmıştı. Yusuf, bu başarısının sevincini kendisiyle paylaşmak ve böylelikle de kendisini bir tür mükafatlandırmak isteyen ağabeyinin daveti üzerine üç aylık turist vizesiyle Almanya’nın Hamburg şehrine geldi. Misafir olarak bulunduğu bu yabancı memlekette hiç yalnızlık çekmiyordu. Çünkü Hamburg Ülkü Ocağı’nda görevli olan ağabeyi aracılığı ile tanıştığı Ülküdaşları, hemen çevresini sarmışlardı.

OLAY GÜNÜ: 

Türkiye’den binlerce kilometre uzağa, Almanya’ya gezmeye gelmişti. Ama şimdi, hastanede yatan yaralı bir arkadaşının başında sabaha kadar nöbet tutmaktan geliyordu. Bu nasıl bir düşmanlıktı ki, komünist militanlar Ülküdaşımızı hastanede de öldürebilirler endişesiyle tedbirler alınıyor, devamlı başında nöbet tutuluyor, bir dakika bile yalnız bırakılmıyordu. O da severek ve isteyerek koşmuştu nöbet tutmaya fakat hain tuzakların buralarda kendisi için de kurulduğunu nereden bilecekti ki... Tam bu sırada Yusuf’un karşısında birden bire genç bir şahıs belirdi. Ona, -Ayağa kalk ve hemen dışarı çık dedi. Önce ne dediğini de, ne olduğunu da anlamadı Yusuf. Daldığı fikirlerden sıyrılırken şaşkındı. “Bu da kim?” der gibi şöyle bir baktı. Sonra da durumu kavrayıp yumruklarını sıkarak yerinden kalktı ve “defol lan” diyerek karşısındakini kovdu. O genç dışarı çıkarken, olanları seyreden yan masadaki birkaç Türk hemen Yusuf’un yanına gelip: -Aman kardeşim, bunlar sana bir kötülük edecekler. Burada otur ve sakın dışarı çıkma, bunlar kalabalık gelmişlerdir, dedi. Bütün vücudu çelik bir yay gibi gerilmişti Yusuf’un. Kovduğu şahıs dışarı çıkıp arkadaşlarıyla konuştuktan sonra tekrar tekrar yanına geliyor ve tehditli sözlerle onu dışarı çağırıyordu. Bu arada Yusuf, kapının önünde durmuş kendisini gözetleyen birkaç kişiyi daha fark etti. İyice gerilmişti sinirleri. Ani bir kararla, “Bunlar beni dövdüklerinde ellerine ne geçecek, ne değişecek” diyerek ayağa kalktı. Hızla kapıya yöneldi. Daha dışarı adımını atarken beraber üzerine kuduz köpekler gibi saldırdılar. Yusuf, yamandı. Tuttuğunu yıkıyor, vurduğunu yere deviriyordu. Ama hepsi birden tepesine çullanınca baş edemez oldu, ayağı kayıp yere düştü. Yerden kalkmaya çabalarken komünist militanlardan biri belindeki silahı çıkarıp Yusuf’a kurşun yağdırmaya başladı. Vücuduna beş kurşun isabet eden Yusuf, al kanlara boyandı. Oracığa seriliverdi boylu boyunca. Mc. Donald’ın önü kavga sırasında tamamen boşalmıştı. Komünist katiller süratle oradan kaçtılar. Yusuf, öylece kala kalmıştı kaldırımın üstünde. Kimse yaklaşmaya cesaret edemediği gibi polis de yoktu ortalıkta nedense. Halbuki bu olay başlayalı yarım saat olmuştu. Daha sonra Yusuf’u yakındaki bir hastaneye kaldırdılar. Ottmarschen Hastanesi’nde ilk müdahale yapıldığında Yusuf komaya girmişti. Şahadet şerbetini içeceği 3 Haziran’a kadar da komadan çıkmadı. “Onlara ölüler demeyiniz, onlar diridirler.” Iğdır, Iğdır, ey serhat şehri Iğdır... Rahmi Ağbulut’ların, Ali Aras’ların şehit düştüğü Iğdır... Senin ne kutlu toprağın var ki, bir civanın da Almanya’da şehit oldu. Cenazesi günlerce morgda kaldı Yusuf’un. Çünkü o yıllarda vatana cenaze nakli o kadar kolay değildi. Sonunda muameleler tamamlandı ve tabutu büyük bir merasimle Hamburg dan uçağa verildi. Önce Ankara’ya, oradan da Erzurum’a gitti. Erzurum Ülkü Ocakları’nın mensupları otobüsle eşlik ettiler Yusuf’a, taa ana kucağı, baba ocağı Iğdır’a kadar... Her yerde olduğu gibi Iğdır’da da sıkıyönetim vardı. Askeri, polisi, komünisti hepsi bir olup Yusuf’u Iğdır’a sokmamak için ellerinden geleni yaptılar. Şehrin girişinde bekleyen Sıkıyönetim görevlileri Yusuf’un cenazesini kaçırıp, gece vakti bir dağ köyünün mezarlığına defnetmeye kalktı. Hem de gerekçe olarak “şehrin huzurunu bozmamayı” göstererek. Fakat, ayrılır mı gönül candan... Iğdır evladını istiyordu. Olaydan haberdar olan bütün inananlar Iğdır sokaklara döküldü ve şehit Yusuf’un başka bir yere gasilsiz, namazsız defnedilmesine engel oldular. O gece Yusuf, evlerinin yakınındaki bir caminin teneşirliğine kondu. Yaz sıcakları başlamış ortalık cayır cayır yanıyordu. Lakin o gece ilahi işaret tecelli etti. Hakk, şehidini rahmeti ile karşılamıştı. Sabaha kadar yağmur yağdı. Yusuf, ertesi gün binlerce müslümanın dua ve tekbirleriyle toprağa verildi. Yaşasaydı bugün Türk milletine hizmet eden ordumuzun şerefli subaylarından biri olacağından şüphe etmediğimiz Yusuf, hayatının baharında bir genç iken yitirilmişti. O, keskin bir zekaya sahip, aydın insan olmanın zaruretini idrak etmiş, devamlı okuyup araştıran biriydi. Daha geldiği ilk günlerde Hamburg’daki kütüphaneleri sormuş, soruşturmuş ve buralardan istifade edebilmek için gidip kaydını bile yaptırmıştı. Ağabeyi vefatından sonra masasının üzerinde onun henüz tamamlayamadığı bir şiirini buldu. SESLENİŞ Yarınlar bizimdir bizim olacak Tanrının askeri milletim ancak Gökleri süsleyen o mavi sancak Yine Bozkurt başlarıyla süslenmelidir.
ÖNEMLİ NOT: ŞEHİTLERİMİZLE İLGİLİ ELİNDE BİLGİ, RESİM OLAN VARSA YA DA DÜZELTİLMESİ GEREKEN BİRŞEY VARSA LÜTFEN BANA ÖZEL MESAJDAN YAZSIN. TEŞEKKÜRLER.

ÜLKÜCÜ ŞEHİT KEMAL DURMAZPINAR

ÜLKÜCÜ ŞEHİT KEMAL DURMAZPINAR

ŞEHİT OLDUĞU TARİH: 03 HAZİRAN 1978
ŞEHİT EDİLDİĞİ YER: ERZURUM
DOĞDUĞU YER: ERZURUM
MESLEĞİ: ÖĞRENCİ
20 yaşındaydı. Erzurum Mahallebaşı semtinde ailece ikamet ediyordu. Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsünde okuyordu. Ağırbaşlı, çevresince sevilen biriydi. Okumayı çok severdi. Okulun Ülkücü teşkilatının yönetiminde görevliydi.

OLAY GÜNÜ: 

Arkadaşlarıyla birlikte ikamet ettiği mahalledeydi… Bir grup devrimci solcu-komünistle kavgaya giriştiler. Göğüs göğse, yumruk yumruğa kavga oluyordu. Kavgadan üstün gelemeyeceklerini anlayan devrimci solcu-komünist militanlardan biri silahını ateşleyerek Ülküdaşımızı kurşunladı. Ağır yaralanan ülküdaşımızı, arkadaşları hastaneye kaldırdı. Bütün çabalara rağmen kurtarılamadı. Ülküdaşımız şehitler kervanına katıldı.

ÜLKÜDAŞIMIZA ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM

ÖNEMLİ NOT: ŞEHİTLERİMİZLE İLGİLİ ELİNDE BİLGİ, RESİM OLAN VARSA YA DA DÜZELTİLMESİ GEREKEN BİRŞEY VARSA LÜTFEN BANA ÖZEL MESAJDAN YAZSIN. TEŞEKKÜRLER.

2 Haziran 2017 Cuma

ÜLKÜCÜ ŞEHİT ALİ İNCEKARA

ÜLKÜCÜ ŞEHİT ALİ İNCEKARA

ŞEHİT OLDUĞU TARİH: 02 HAZİRAN 1980
ŞEHİT EDİLDİĞİ YER: İSTANBUL
DOĞDUĞU YER: GİRESUN-TİREBOLU İLÇESİ
MESLEĞİ: POLİS
İstanbul Fatih İlçe Müdürlüğü Milli Eğitim Müdür Muavini olarak görevini yaparken Atikali İlk okulunda Ahlak Öğretmeni olarak derslere giriyordu. Kendi gibi öğretmen olan Keriman hanımla evli olup Sibel Bilge ve Deniz adında üç çocuğu vardı.
OLAY GÜNÜ: 

İş yerindeydi, İlçe Emniyet Müdürlüğünde görevi başındaydı. Devrimci solcu-komünist militanlar iş yerine silahlı baskın düzenlediler. açılan ateş sonucu ağır yaralanarak şehit oldu.

ÜLKÜDAŞIMIZA ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM

ÖNEMLİ NOT: ŞEHİTLERİMİZLE İLGİLİ ELİNDE BİLGİ, RESİM OLAN VARSA YA DA DÜZELTİLMESİ GEREKEN BİRŞEY VARSA LÜTFEN BANA ÖZEL MESAJDAN YAZSIN. TEŞEKKÜRLER.

1 Haziran 2017 Perşembe

ÜLKÜCÜ ŞEHİT MEHMET TÜRKKAN(ESNAF 44 YAŞINDA)

ÜLKÜCÜ ŞEHİT MEHMET TÜRKKAN

ŞEHİT OLDUĞU TARİH: 01 HAZİRAN 1980
ŞEHİT EDİLDİĞİ YER: ORDU-FATSA
DOĞDUĞU YER: ORDU-FATSA İLÇESİ-ELMA KÖYÜ
MESLEĞİ: ESNAF
44 yaşındaydı. Evli ve sekiz çocuğu vardı. Esnaflık yaparak çoluk çocuğunun rızkını kazanıyordu.

OLAY GÜNÜ: 

16.00 sıralarında Fatsa’nın Çamaş bucağı Şifasuyu Mevkii’nde yirmi dokuz militan yanında oğlu ve bir imam hatip lisesi öğrencisi ile birlikte komünist katiller tarafından otomatik silahlarla taranarak şehit edildi. Kana doymayan vahşi komünistler, daha sonra Ülküdaşımız'ın evini de otomatik silahlarla taramış, hanımı ve çocuklarını ağır yaralamıştı. Cenazesi memleketinde toprağa verildi.

ÜLKÜDAŞIMIZA ALLAH’TAN RAHMET DİLİYORUM

ÖNEMLİ NOT: ŞEHİTLERİMİZLE İLGİLİ ELİNDE BİLGİ, RESİM OLAN VARSA YA DA DÜZELTİLMESİ GEREKEN BİRŞEY VARSA LÜTFEN BANA ÖZEL MESAJDAN YAZSIN. TEŞEKKÜRLER.

ÜLKÜCÜ ŞEHİT HAYRULLAH SEVGÜR

ÜLKÜCÜ ŞEHİT HAYRULLAH SEVGÜR ŞEHİT OLDUĞU TARİH: 23 ARALIK 1978 ŞEHİT EDİLDİĞİ YER: KAHRAMANMARAŞ DOĞDUĞU YER: KAHRAMANMARAŞ M...